30 Ocak 2010 Dolunayı Üzerine


Atalarımız, yeni ayların, dolunayların, hatta ay tutulmalarının anlamlarını bugün bizim bildiğimizden çok daha verimli değerlendiriyorlardı. Kalabalık ve aydınlık şehirler olmaksızın gökyüzünü görmek o zaman daha fazla mümkündü. Şimdi bizim teknolojik çocuklarımız internet bebeleri veya önemli kararlar alan yetki ve güç sahibi olanlar ! doğa ve insan arasındaki bu etkileşimi unuttular. Bizler de, batılıların yaratmış olduğu baskılar sebebi ile bilhassa eğitimin yeterli olmadığı ve çarpık toplumsal yapılaşmanın kolayca şekillendiği bölgelerde, kültürel tarihimizi terk ediyor ve ananevi değerlerimizi kolayca yok sayabiliyoruz. Bilgi garip bir şekilde kılıf kazanıyor. Gerçeğin üstü örtülüyor, saklanıyor, erteleniyor ya da hiç önemsenmiyor.

Yazımızın konusu dolunay ile size hem dolunaydan hem de unuttuğumuz bazı şeylerden bahsetmek istiyorum. Astroloji’de ve Astronomi’de, tüm kozmobiyolojik gözlemlerde dolunay zamanları önemlidir. Güneş ile Ay’ın gökyüzünde karşıt olduğu bu döngü evrenin bilinmezliği içinde yüzyıllardan beri hesaplayabildiğimiz, çok özel görüntülerden biridir. Hatta sıklıkla gerçekleşmesi nedeni ile çoğu zaman önemsenmemesine neden olur. Hayatımızda herhangi bir olaymış gibi sürer gider. Hatta daha ziyade romantik bir detay olarak hayatımızda yer alır. Oysa nasıl Güneş 21 Mart’tan itibaren Koç burcuna girip baharı başlatıyor ise, ortalama her 28 günde bir gökyüzünde gerçekleşen Ayın dansı defalarca tekrar etmektedir. Bu tekrar tekrar yaşanan döngü büyük bir matematiksel düzenin küçük bir göstergesidir.

Güneş ile Ay’ın arasındaki ilişki pek çok özel gökyüzü görünümü oluşturur. Yeni ay dediğimiz, Güneşin Ay ile kavuşum dansı ve bu göksel oluşumdan 14 gün sonra dolunayı oluşturan gökyüzünde Güneş ile Ay’ın karşıt pozisyonu önemlidir. Dolunay dönemlerinde ay dünyaya en yakın konumuna gelir. Bazen ne kadar büyük doğduğunu hepiniz görmüşsünüzdür. Bu etki dünya üzerinde çok büyük gelgit hareketlerine sebebiyet verir. Çoğunlukla ağaçlar, köklerinden itibaren aldıkları suyu yapraklarına iletir. Kadınlar dahil pek çok dişi yumurtlama veya da yumurtayı atma dönemine girer. Dünya üzerinde yaşayan her canlının ay döngüleri ile bağlantılı olarak üreme sürecine girdiğini biliyor muydunuz ? Tavuklar ortalama 2 günde bir – dışsal etki olmadığı takdirde – doğal süreçleri içinde ayın her bir burç değiştirişinde yumurtlarlar. Kadınlar ise, ortalama 28 günlük ay döngülerinde – teknolojik ve doğal süreçlerin dışındaki ilaç kullanımı veya aşırı stres gibi etkiler haricinde – 28 günde bir yumurtlama dönemine girerler. Hatta bundan dolayı halk arasında hanımların bu dönemine ay dönemi denir. Bu döngülerin hepsi astrolojik olarak çok önemlidir. Bu döngüler, Astrolojiyi 12 burç veya çeşitli yerlerde karşınıza çıkan tuhaf insanların yorumlarının dışına çıkartan bilimsel gerçeklerden sadece bazılarıdır. Dolunayların oluştuğu bazı burçların döngülerinde tüm dünyadaki canlılarda yumurtlamalar hızlanır. Bazılarında ise hızla azalır. Biyolojik saatimize yön veren etkidir ay. Gökyüzündeki pek çok kişinin zannettiği gibi bir dev taş kütlesi değildir. Ayın dünya üzerindeki suyu gelgit etkisi ile etkilemesi gibi, ay aynı zamanda büyük bir yüzdesi su olan insan bedenini de etkilemesine şaşmamak gereklidir.

Kadim uygarlıkların eserlerinden Stonehenge’in , Ay ve Güneş hareketleri ile güneş sistemindeki döngüleri ölçmek için yapıldığını araştırmacılar uzun zaman önce keşfettiler ve şimdilerde artık bunun doğruluğunu kabul ediyorlar. Artık bu konu üzerine onlarca, yüzlerce kitap yazılıyor. Ancak yeni çağın bazı bakış açılarının hala kabul edemediği bir şey var ki, nasıl oluyor da, ilkel dönem diye nitelendirilen bin yıllar önceki bu Stonhenge’in yapıldığı dönemde, Güneş sisteminin döngüleri tam olarak hesaplanmış olabiliyor.. İlkellik mi ? Angor Wat’ın dev tapınaklarının göksel döngüler ile eş zamanlı giden planlarına mı , Mayaların kodekslerine mi, Chichén Itza’nın dört bir yüzündekileri toplayınca 364 günü veren 91 basamağını yapanlara mı ilkel diyeceğiz ? Bunu ne sıfatla söyleyeceğiz ?

Guetamala’daki Maya tapınaklarına eğer çıkarsanız, tapınakların hepsinin dolunay, yeniay ve belli Güneş tutulmaları döngülerine göre o zamanlar için imkansız gibi görünen hassasiyetle yapıldığını görebilirsiniz. Ekinoks ve gündönümlerini büyük bir kesinlikle gösteren bu piramitleri yapanlara nasıl bir yakıştırmada bulunmak lazım ? Robert Bauval gibi araştırmacıları incelerseniz, şu an için teknolojinin hala nasıl yapıldıklarına tam olarak açıklama getiremediği Mısırdaki Keops , Kefren ve Mikerinos gibi piramitlerinin gökyüzündeki Avcı yani Orion takımyıldızının göksel görüntüsü ile aynı plana sahip olduklarını görebilirsiniz. Giza platosundaki piramit kompleksinin hangi teknoloji ve bilimsel hassasiyet ile M.Ö 10.500 yılında yapıldığını söyleyemiyoruz. Onların, gökyüzünü niçin önemsediklerini tam olarak kesin veriler ile kanıtlayamadık. Çalışmalarını derinleştiren pek çok kişinin araştırmalarının üstü yıllarca örtülü kaldı. Plato üzerinde kazı yapan bilim adamlarının çoğu Bauval’ın M.Ö 10.500 hipotezini hala ancak hipotez olarak kabul etmekteler. Yapım yılı şaibeli olan Stonehenge’in dev taşlarının ise yaklaşık 5000 yıl önce hangi radyoteleskop !!!! ile bu hassasiyetle oraya dikildiğini söylemiyoruz. Hala tahmin ediyoruz. Bilim felsefesi anlayamadığı herşeye şüphe ile bakar. Eldeki kanıtlar ise şüphe götürmez gerçekleri ortaya koyar. Sadece bu mu, neleri unutmadık, neleri önemsememezlik etmedik ki.. Einstein’ın uzayın ve zamanın büküldüğünü söylediği yıllar 1900 ‘ lü yıllardı. Oysa şimdi bu fikir yeni çağın, yeni felsefelerinin olasılıklarından biri imiş gibi gösterilmekte . O zaman bilim felsefesinin ortodoks düşünceden çıkıp biraz olsun gözleri önündeki gerçekleri görmesi lazımdır demek yanlış olmaz sanırım. Gelecek, geçmişten aldığı bilgi ve dersler ile oluşacak. Geleceğin bazı tarafları insan olmasa da gerçekleşmeye devam edecek. Göksel döngüler, dünyanın yörüngesinde yaşaması gerekenleri ona getirecek. Değişmeyen bazı şeylerin ise sadece izleyicisi olacağız.

Dünya üzerinde, Ayın etkileri nedeni ile benzer bir deneyimi yaşamaktayız. Her ne yaparsak yapalım, değişmeyen bazı etkiler altında kalıyoruz ve sadece süje olarak sonuca fazla etkide bulunamadan deneyim yaşamaktayız. Bu deneyimleri yaşamamıza neden olan ve sistemin en büyük doğal uydularından biri olan Ay ise döngüleri ile bize bazı özel etkiler getirmekte.

Size 30 Ocak günü oluşacak olan bir dolunaydan ve etkilerinden bahsetmek istiyorum. 10 derece Aslan burcunda oluşacak olan bu dolunay teknik olarak retrograde hareketteki Mars ile kavuşumda. Tabi ki dolunay olduğu için Güneşe karşıt. Bunun yanında 31 Ocak günü ise, daha önce çok büyük terör hareketlerinde gördüğümüz ve savaş döngülerine sebebiyet veren Satürn ile Plüton’un gökyüzünde birbirlerine meydan okuduğunu görmekteyiz. 11 Eylül günü bu görüntü tarihimizdeki en büyük terör saldırısına sebebiyet vermişti. Arkasından Irak savaşı, Afganistan ve Irakın işgali gibi neredeyse yüzbinlerce insanın ölümüne sebebiyet veren olaylar gerçekleşti. Bence 3. dünya savaşı “Terör”dür. Artık askeri gücün bu kadar vurucu ve etkin olduğu yüzyılımızda, konvansiyonel savaşlar yalnızca küçük ülkeler arasında, o da kısa süreli olacaktır. A.B.D gibi bir gücün dünyanın sayılı ordularından biri olan Irak ordusunu, birer hafta içinde nasıl darmaduman ettiğini gördük. Büyük devletlerin ordularına ve teknolojik altyapılarına, stratejik hataları olsa bile, sayı üstünlüğü ve teknoloji üstünlüğü ile kafa tutmamın da hiç kolay olmadığı bir gerçektir.

30 Ocak dolunayı; dünya üzerinde global anlamda ciddi terör hareketlerinin başlayacağı , güç dengelerinin bozulacağı, bizim ülkemizde ise finansal olarak kısa dönemli bir rahatlamanın olacağı anlamına gelir. Bu dolunayın ana etkisinin kişisel horoskoplarda sosyal gerginlik, çeşitli tuhaflıklar , beklenmedik haberlerin gelmesi, ağır hastalıklarda artış, kalp krizleri ve cinayet olabileceğini unutmayınız. Batı ülkelerinde böyle ağır dolunaylar, astroloji ile uğraşan kişiler tarafından yetkililere bildirilir. Acil servisler daha fazlası ile önlem alır. Psikoz ve depresyon hastaları hastanelerde daha dikkatle gözetim altında tutulur. Panik atak, kalp krizi, yangın ve solunum durması gibi etkilerin fazlası ile görüldüğü bu dolunaylarda itfaiyeler ve ambulans servislerinde izinler kaldırılır. İşte böyle bir dolunay yaşayacağız. Yılın en tehlikeli iki dolunayından biri olan bu dolunayın etkileri bir gün önce başlar ve bir sonraki yeni aya kadar baskın olarak devam eder. Bir sonraki yeni ay ise 14 şubatta gerçekleşecektir. Bazılarınız bu dolunaydan daha fazla etkileneceksiniz. Özellikle 29 Ocak’tan 14 Şubat’a kadar olmak üzere, bilhassa 30 -31 Ocak , 1 ve 2 Şubat günleri doğanlar, kişilik özelliklerinde Aslan ve Kova burcu etkileri olanlar ve Boğa ile Akrep burcunun karakter özelliklerini gösterenler ,27 Ocak ve 5 Şubat arası ile 27 Temmuz – 6 Ağustos arası günlerinde doğmuş olanlar bu dolunaydan daha da yoğun etkilenecekler.

Dolunay esnasında Marsın kavuşumu , yoğun grip, soğuk algınlıklarında artış, havada ani soğumalar, özelikle ortadoğu bölgesinde fırtınaya sebebiyet verebilir.

Sevgili Okuyucular, kadimlerin ilmi Astroloji doğa ile bütünleşmiş insanın, doğa döngüleri ile uyumlu bir şeklide yaşamasını sağlayan önemli verilere ve değerlere sahiptir. Doğa döngülerinin büyük sembolizminin gizlerini taşır. Şu an çocuklarımız gökyüzünde apartmanlardan ve giderek yükselen kulelerden yıldızları göremiyorlar. Güneş tutulmalarını özel uyarılar olmadıkça bilmiyor ve dikkatlerini çekmiyor. Gps’lerden sonra yıldız seyri diye nitelendirdiğimiz yıldız haritalarını bile denizcilikte neredeyse bıraktık. Kutupyıldızının anlamını ve yerini pek çoğumuz bilmiyoruz. Astrolojinin aslında göksel mevsimleri gösteren, mevsim döngülerini temsil eden 12 mevsimin kalitelerinden bahsettiğini, özünün insan aşk ilişkileri hakkında konuşmaktan çok çok daha önemli olduğunu ve göksel döngülerin etkilerinin sosyal yansımalarının sonuçlarını görebildiğini unuttuk. Bunları binlerce yıldır bilen kadim bilgelerin değerli bilgilerini, ilkellik ile yargılayarak uzun yıllar göz ardı ettik.

Einstein’ın izafiyet teorisi şu an pek çokları için sadece lisede okutulan bir teori iken, pek çokları için illüzyon bir yaşamın, matriksel bir varoluşun ihtimaline atılan ilk adımlardan biridir. Merkürün Astrolojide zaman ile bağlantılı olduğunu ve geri gitme dönemlerinde farklı bir zaman etkisinin gerçekleştiğini Astroloji ile ilgili olanlar bilir. Hala bunun mümkün olmadığı söylenedursun, Einstein zaman hakkında teorisini öne sürdüğünde yıllardan 1905 ‘ti. Ve teorisinin parçası olan bir maddede “Zaman boyutu ve akışı, hareketli cisimlerin hızına bağlıdır.” diyordu. Bu teori defalarca ispatlandı. Atom saati ile iki ayrı yöne giden uçaklar üzerinde yapılan denemelerde einstein’ın ne kadar haklı olduğu defalarca ispat edildi. Aklımızı karıştıran şuydu ki, ışık hızına yakın olmayan çalışmaların tümünde sonuçlar newton fiziğinin kurallarını destekleyen sonuçlar getiriyordu. Bunu o da biliyordu ve söylüyordu.

Hatırlayalım, Merkür retro ( yani dünyadan geriye gidiyormuş gibi göründüğü ancak kesinlikle geri gitmediği ) dönemlerinde iletişim cihazlarında bozulma, internet hatlarında kopma, uydularda arızalar olmaktadır. Pek çok kaza ve teknolojik arızalar Merkürün retro dönemlerinde gerçekleşmektedir. Batı bizim aksimize, Merkür retro hareketlerinin olduğu dönemleri için önceden önlemler almaktadır. Yani kendi geçmişine sahip çıkan batı, yani yaşadığı elle tutulur dünyanın ardında gözle göremediği sürecin dinamikleri hakkında konuşan bilimadamlarının söylediklerini unutmayan batı !!

Batıda uzun yıllar geçirdim. İngiltere’de ve Almanya’da uzun yıllar kaldım. Ama benim için o zamanlar en dikkat çekeni Norveçti. Bergen’de ve Narvik’te hemen hemen herkes gökyüzü döngülerini biliyordu. Gençtim, ekmeğini doğadan, balıkçılıktan ve deniz ile dövüşerek çıkartan bir toplumun ayın gökyüzündeki konumundan, güneşin doğuşundan hareketle fırtınalardan , toplumda olabilecek olaylara ve kışın ne kadar soğuk geçeceğine kadar pek çok olayı bilmeleri o zaman çok ilginç gelmişti. Bu yöntemler iskandinav inanç biçimlerinde vardı, hayatlarının içinde doğal yaklaşımlarıydı.

Yaşadığımız hayatın her anında şaşılacak güzellikler, şaşılacak matematiksel döngüler var. Hep geçmişten yeterince ders almadığımıza hayıflanmaya devam ederek veya geçmişin dogmatik bilgilerine takılı kalarak önümüzü yeterince görmeden ilerlemeye çalışıyoruz. Bilgi paylaşıldıkça çoğalır. Geçmiş hatırlanarak ve söylemlerinden ders alınarak, geleceğin temeli yapılabilir. Bilgiden ders çıkarılabilir, bilgi iyileştirilebilir yeni bilginin besini yapılabilir. Fakat o tamamen unutularak ve terk edilerek nereye gidilebilir. Psikolojinin 3 saç ayağından biri olan Carl Gustav Jung’un söyledikleri ile sizi baş başa bırakıyorum. 1929 ‘ dan gelen cümleler ile…

Modern bilim, Astroloji ile başlar. Eskiden, insanın psikolojik motivasyonlara göre hareket ettiğini değil, yıldızlarının kendisini yönlendirdiğini söylerlerdi (…) İlginç olan, astrolojik ve psikolojik gerçeklerin arasında merak uyandıran bir bağ bulunması ve kişinin de, belli bir zamanın karakteristik özelliklerini çıkarım yoluyla bulabilmesidir. Bu durumda, psikolojik motivasyonların, bir şekilde yıldız konumlanmalarıyla bağlantılı olduğu kabul etmek zorundayız. Bunu bir anda açık biçimde göstermek ve insanların gözlemlemesini sağlamak mümkün olmadığından, alışılmamış bir hipotez oluşturmamaız gerekir. Bu hipotez, psişemizin dinamiklerinin yıldızların konumlanmalarıyla veya titreşimlerle alakalı olmadığını öne sürer. Burada önemli olan, zaman fenomenidir (…) Yıldızlar, insanlar tarafından, sadece zamanın işaretleri olarak kullanılmaktadırlar. – C.G. Jung, 1929

30 Ocak günü oluşacak olan dolunayın etkilerinin çok ciddi olduğunu hatırlamanızı istiyorum. Unutmayın bu etkiler dolunay günü itibari ile 1 ay içinde karşımıza çıkabilir.

En iyi dileklerimle,
Astrolog Oğuzhan Ceyhan
ceyhanoguzhan@gmail.com

http://www.ntvmsnbc.com/id/25039540/